iskilip.com
9.9.2010 
 
Ana Sayfa Haberler Foto Galeri İlanlar Eğlence İletişim
İskilip'te Yeni Doğanlar

SATILIK ARSA
GANİK ŞEKERLEME YANINDA 132 M2 ARSA EV V
İskilip - Tosya Yolu Üzerinde Satılık Tarla
İskilip - Tosya yolu üzerinde, Hacışakir
1993 Model Brodway
Sol ön kapı değişmiştir.
mazda b 2500
çift kabin 2000 model.118000 de



Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle


Üye Bilgileri
  En Son Üyelerimiz :
 -  mhidayet
 -  balci
 -  yusufvar
 -  iskilipli_019
 -  sevecengenc06
Toplam Üye Sayisi: 2782
Online Üye :
Sitemize üye olanlara ilgilerinden dolayı
teşekkür ederiz
Hava Durumu
Son Durum
ÇORUM
 
Salih Bardakcı


salihbardakcı@hotmail.com

Yayınladığı makale
Sayısı: 6
Diğer yazıları
Sayfa :  1   2
 

 Yakılacak Kitap 
20.2.2010
 

İskilib.. İskilib..

“Gelin geliyor… Dediler baktım: Bir tabur süvari. Şaytani bir manzarası var. Belki, 200 atlı. Hep ikişer, ikişer dizilmişler. At üstündekiler, bütün kafile kadın. Ama bu sefer hiçbirinin başında siyah çar yok. Baştanbaşa, beyaz çar (cember!), simsiyah alt, sarı pabuç... Hakikaten gülünç, imtizaçsız bir levha değil mi? Süvari taburunun en önünde biri topal, biri yampir iki bastı bacak ihtiyarda darbuka çalarak yürüyorlar. Gelin alayın tam ortasında. Erkeler sokağın iki tarafına dizilmişler. Tek gözlerinden başka hiçbir yerleri görülmeyen kadınlara hayran, hayran bakıyorlar...

Gelenler kız evi. “Temenna” mahallesinden gelini “Kaledibine” oğlan evine getiriyorlar. Bizde güvey evindeyiz. Zaten görülecek şey burada.

Gelin bahçe kapısının önünde attan indi. Eşraf evi… çok büyük. Tek oğlu evleniyor. Yiyen, içen; döken; saçan belirsiz. Evdekiler pürneşe.

Gelin attan iner inmez etrafı alındı ve hemen eve sokuldu. Merdivenleri, sofayı, methali dolduran bütün kadınlar gelini görmek için birbirlerinin üzerine abanıp duruyorlar. En önde kayınvalide. Hacı hanım, teyzeler, görümceler ve yengeler var. Eşiğin üzerinde bir su tası var. Gelin kapıdan içeriye adım atar atmaz, biraz şaşkın telaşlı, su kabına bir tekme vurdu, tası fırlattı bu uğur getirirmiş! Sonra ilerledi. Hacı hanımın önünde durdu, çarının arasından yüzünü göstermeden, kaynanasının elini öptü. Kaynana:

Hoşça kal, kızım… dedi, şalvarının cebinden çıkardığı avuç, avuç parayı gelinin başına serpti. Kapışan, kapışana…

Daha sonra gelin üst kata çıktı, kayınbabasının elini öptü. Amma yüzü hiç açık değil, görmenin imkanı yok. Adeta kadın kadından sakınır gibi bir şey… Kayınbaba sevinçle yaşaran gözlerini kızcağızın üzerine dikti, baktı… Baktı, önüne uzatılan büyük tepsi içindeki şeker ve leblebileri avuçladı, gelinin başına serpti. Para değil de niçin leblebi ve şeker?... Bunu anlayamadım.

Bu da bitti, gelin odasına götürüldü. Evi dolduran kalabalık memnun, her ağızdan bir söz çıkıyor:

Anam.. emme de yosma (güzel)…

Hele bi yolcuk yüzünü açsın, eyle gör..

 Ne diyon gız? Göbel de fena mı?? Bek zollu delikanlı…

 

Gelinin başından çarı alındı. Yeni misafirler de çarlarını çıkardırlar. Üç etek entarilerle kaldılar. Fakat gelinin yüzü bir türlü açılmıyordu. Fakat gelinin yüzü açılmıyordu. Suratını örten koca bir şal vardı. Meğer gelin yatasıya kadar yüzünü açmazmış. Akşam güveyi camiden gelecek açacakmış. Allah kızcağıza sabır vesin.

Gelin hanım köşesine yerleştikten sonra şerbetler dağıtılmaya başlandı, “Hazinecinin Ayşe”, “Emine Aba” tef, darbuka, bir kadında bağlama (ud!) çalmaya koyuldular. Ve hep bir ağızdan şarkılar okundu. Çalgı, saz.. Bu kadar! Şakı söylendikçe yeni gelinlerde sıra ile oyun oynadılar. Her kadın oyun oynamayı biliyor ve hepsi de oynuyor. Hele genç kızlar. Gelinin önünde pervane gibi şakrak ve kıvrak dönüyorlar.”

Güzel sesli kadınlar:

....

Ela gözlü, benli dilber

Koyma beni el yerine

Altın kemerin olayım

Dola, beni bel yerine şarkısını okudukça, genç kızlar parmaklarını şakırdata, şakırdata öyle nefis oynuyorlar ki… En çok hoşlarına giden şarkılar  da:

Evlerinin önü nane

Ben kül oldum yane, yane

Oy neni…

Ve “Adı Yangın Ayşem Nerden Geliyon”

Öğleyin yemek yedik. Aman efendim. Aman. Ne yemek, ne israf! Misafir ağırlamak hoşa gider ama, bu kadarı da…Buyurun aşa dedikleri zaman hayret ettim. Alt kat odalara, sofalara belki yirmiden fazla sofra kurulmuştu. Yemeklere diyecek yok, hem mükemmel hem çok… Çorba gidiyor, et geliyor; börek gidiyor baklava geliyor…”

Dün Kaymakam Bey, Telgraf Müdürü Hüsnü Bey, Muhasebeci Lütfullah Bey bütün aileler hep beraber “Çağıl tepesine gittik. İstanbul’da bir çok züppelerin: İsviçre, İsviçre deyip durduğuna şaşırdım kaldım. Buraların bakımsızlıktan, iptidailikten …başka İsviçre’den ne noksanı var. Yoksa aldıran, bakan yok. Burada noksan ne? Su mu, tabiat güzelliği mi, hava mı, insan mı hangisi. Hiçbir şey de olmasa, sade şu Çağıl tepesinden Kızılırmak’ın üzerinde göğün derinliğine akan güneşin grubunu seyretmek, değeri ölçülmez bir zevk. Yer kızıl, göz kızıl, nehir kızıl, güneş kızıl. Yerden göğe, gökten yere fışkıran sarı, mavi, beyaz, pembe, eflatun karışık bu kızıl alev sütunları arasında güneş mağrur ve nazenin bir şark güzeli gibi süzülüp bulutlar içinde kaynıyor. Sonra o enfes kiraz bahçeleri ne eşsiz şeyler! Tepenin eteklerinden İvlik’e kadar uzanan ucu bucağı belirsiz bir koruluk. Ağaç diplerinden berrak, aynadan farksız, buz gibi hayata hayat katan bir su fışkırıyor. İnsan avuç, avuç içmekle susuzluğuna kanmıyor.Tepenin ortalarında bir yerde büyük bir memba var. Yazın en kaynar, güneşin her tarafı cayır, cayır kavurduğu sıralarda bile bu su soğukluğunu muhafaza ediyor. İnsan bir saniye parmağını kaynağa sokup tutamaz. Tadı da lezzetlinin en lezzetlisi. Burada kiraz okkayla satılmıyor. Çağıla çıkan aileler kalabalıklıklarına göre bir ya da iki ağaç satın alıyorlar. Büyük bir ağacın üzerindeki bütün kirazlar beş kuruşa. Yiyebildiğini ye, taşıyabildiğini götür. Götüremediğini de ağacın üzerinde bırak. İri, mor çağıl kirazlarını yemek öyle nefis ki… Fakat çok sağlam bir mide, doymak bilmeyen bir göz lazım… ”

 

Ethem İzzet BENİCE,                     

                 Yakılacak Kitab Ebüzziya Matbaası, İstanbul, 1938,

sayfa:  145-147; 266-267

    

Merhabalar efendim. Uzun bir aradan sonra yazılarıma 20. yüzyılın başında yolu İskilip’e düşen ve Yakılacak Kitab adlı romanında yer, yer günlük yaşantımızı konu eden Ethem İzzet Benice’nin sözleriyle başlamak istedim. Siz şaşırdınız mı bilmiyorum, ama ben okurken ve yazarken çok şaşırdım. Bildiğim İskilip’in dışında hiç bilmediğim bir İskilip daha çıkıverdi kitabın içinden. Bunların bir kısmını gerçekten o dönemlerde var olmuş gelenekler olarak, bir kısmını da yazarın hayal gücü ve kitabın kurgu zenginliği olarak ele almak gerekir belki de. Ancak yine de, kitabı önceden okuyanlar mutlaka fark edecektir. Aldığım bölümde aktarmadığım bazı metin parçaları da oldu…  

Kitabı karıştırırken düşünüyorum da acaba kaç Anadolu şehri, yirminci yüzyılın başlarındaki ahvalini kısmen de olsa konu eden böylesi kitaplara sahiptir ki? Ya da acaba kaç memleketin adı taa o yıllarda insanlar tarafından kitaplardan okunuyordu, tanınıyordu?  

Bu gün,  memleketin kendi çocukların yanı sıra 19. yüzyıldan itibaren yolu buralara düşmüş eli kalem tutan,  pek çok yerli ve yabancı gezgin, yazar, şair,  ressamın İskilip izlenimlerine erişebiliyoruz. Ancak sadece erişmek yeterli mi diye de geliyor aklıma. Bu kaynaklara bu gün bile ulaşmak çok zor. Yarın muhtemelen olanaksız olacak. O halde bu günün nesline düşen önemli ve ortak bir sorumluluk var.

Geçmişimize dair böylesi kaynaklara ulaşmak, elde etmek, korumak ve paylaşmak…

 İskilip’te bir başka zamanda buluşmak dileğiyle.

 

Şubat, 2010.

Cebeci, Ankara  

1903 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Benice (1903-1967) babasının memuriyeti vesilesiyle İskilip’e gelmiş ve çocukluk yıllarını burada geçirmiştir. İlk ve orta öğretimine burada devam etmiş, İskilip Rüştiyesini bitirmiştir (Bu günkü İskilip Lisesi, Rüştiye olarak 1908 de Sakarya mahallesinde bulunan bir dönem Sakarya İlkokulu ve sonradan Kız meslek Lisesi olarak hizmet veren binada kurulmuştur). Ardından Galatasaray Sultanisi ve Yüksek Deniz Ticaret okulunu bitirmiştir. Benice öğretmenlik, gazetecilik, şehir meclisi üyeliği gibi görevlerinin yanı sıra 1942-1950 yıları arasında Siirt ve Kars milletvekili olarak da görev yapmıştır.

 

Yakılacak Kitab’ın ilk baskısı 1927’ye tarihlenmektedir (Akşam Matbaası, 1967). Ebüzziya Matbaası tarafından 1938 yılında günümüz Türkçe harfleriyle yeniden baskısı yapılmıştır. Sonrasında kırklı ellili ve altmışlı yıllarda baskıları mevcuttur. Son olarak ikibinli yıllarda Selim İLERİ tarafından günümüz Türkçesi ile düzenlenmiş hali, Doğan Kitaptan çıkmıştır. Bende uzun zamandır kitabın 1927 baskısı mevcuttu, ne anlayabiliyor ne de (bizim memlekete has ketumluğumla) kıyıp da okutmak için kimselere verebiliyordum.  Geçenlerde kitabın 1938 baskısı  İstanbul’da bir sahaftan  elime geçti ve böylece bu satırları sizlerle paylaşmak kısmet oldu…

  Yazdır yazdir Arkadaşına Gönder Tavsiye et 1350 Kişi okudu
 
Yorum yazmak için üye girişi yapmalısınız

köksallar

6/6/2010 7:15:08 PM
»» İskilip de otumaynan,yaşamaynan isgilib li olunmuyu.Aha böyle memleketinle ilgili bilgi döküman edir-gudur ne varısa çıhardıcaan ortıya o zaman eccüg olunu belkim.Elimize geçenleri saklamıyalım.Aklımızdan geçenleri gizlemeyelim.İskilip : Her şeyiyle iskilip e sahip çıkanlarındır. Eline sağlık Salih ciğim.Sevgiler...A.Köksal UGGHH diyom...

memuce

3/21/2010 12:47:35 PM
»» DEFALARCA OKUDUM O DÖNEMİ YAŞAMIŞ GİBİ OLUYORUM AYNI ŞEKİLDE BAŞKA KİTAPLAR VARMI BİLMİYORUM VARSA İSMİNİ SÖYLERMİSİNİZ KOLAY GELSİN SALİHCİĞİM BAŞARILAR

M.Kemal Aktürk

2/23/2010
»» Zaman zaman duyuyoruz İSKİLİP İÇİN BİŞEYLER YAPALIM aslında İskilip için çok şey yapılmış,değerli öğretmenlerinin katkısıyla bugünün eğitimcisi olmuş değerli arkadaşımızın bu araştırmasıda bence İskilipe hizmettir,hele İskilip sitelerindeki kolektif çalışmaları gördükçe emeği geçenleri takdir etmek düşüyor bizlere,aslında şöyle çevrenize bi baktığınızda son yıllardaki gelişmeleri ve değişimi açıkça her alanda görebilirsiniz,keşke birde iş konusunda aynı dayanışma ve işbirliğini sergileyebilseydik pekçok nitelikli gencimizi iş sahibi yapabilirdik,emeğinize sağlık Sn.Salih Bardakcı başarılarınızın devamını diliyorum.

singul

2/21/2010
»» İskilip Tavası diye bir deyim vardı. onun üstüne Ben de "Kültürel Kubbe" var diyeceğim. Sanki özel bir fanus içinde bunlar hala yaşamaya çalışıyor. Geçmişi irdelemek geleceğe ait doğru kararlar vermek ayrıca İskilipe inanmak adına bir çok şeyi su üstüne çıkaracağına inanıyorum. Hocam ilgiçeker yazınız için teşekkür ediyorum. Tarih sayfalarını yeni ışıklar sizden beklemeye devam edeceğiz tabiki. Bende kitabı bir yerden elime geçti. İskilipe ait neler bulacağım bakalım? Sağlıcakla kalın.

hayri.55

2/21/2010
»» sizlere teşekkürler ediyorum.nostalji bir deneyimi bizlerle
paylaştığınız için ben okudum ve de iskilip hava raporunda
yayılıyaçağım.reklamını yayınladım fecboctan sizlere kolay gelsin selam ve sevgilerimle hoşcakalın.

scicekci

2/21/2010
»» Yakılacak Kitap okuyucu üzerinde büyük etkiler bırakan bir kitap en son iki ay önce olmak üzere üç kez okudum ve okuduğum her dönemde de günlerce etkisinden kurtulamadım son okuduğumda ise daha çok İskilip le ilgili tasvirler ve o zaman ki gelenekler üzerinde durdum okur romanın dramatik etkisinden kurtulabilirse İskilip le ilgili farklı tesbitler yapabilir sizde bunların bir kısmını İskilip sevgisi ve akademisyen diliyle yazıya dökmüşsünüz elinize gönlünüze sağlık sevgiyle kalın sabrı çiçekci
 
Üye Bölümü

İSKİLİP TELEFON REHBERİ
 
Telefon Rehberi
Sabri Çiçekci
Okuma : 84

Zehra Mine BARAN
Okuma : 1235

Doç.Dr. Ahmet Bardakcı
Okuma : 941

Yrd.Doç.Dr. Ahmet Esenkaya
Okuma : 1195

Salih Bardakcı
Okuma : 1350

Kadir Kıymet
Okuma : 1090

Sabri Çiçekci
Okuma : 1939

Doç. Dr. M.Engin Deniz
Okuma : 1350

Nihat ARMUTCU
Okuma : 2128



Ana Sayfa Haberler Foto Galeri İlanlar Eğlence İletişim Haber Arşivi RSS
Bu sitenin yapımında emeği geçen herkese iskilip halkı adına teşekkür ederiz
Bu sitenin tüm hakları iskilip.com'a aittir © 2008