İstanbul’da yaşayan Emekli Albay Mustafa Biçer(57) yakalandığı hastalığa yenik düşerek dün vefat etti. Cenazesi Üsküdar Selimiye camisinde öğle namazına müteakip kılınan cenaze namazının ardından askeri törenle Ihlamurkuyu mezarlığına defnedildi.
Tarih Saat : 29.8.2010 - 22:27
Okuma Sayisi : 326 ____________________ Devamı »
Çorum Milletvekili Agah Kafkas 28 Ağustos Cuma günü İskilip’e gelerek kamu yatırımları gezerek bilgi edinirken yatırımların zamanında tamamlanacağının ve İskilip Devlet Hastanesinin bu yıl içinde temelinin atılacağını belirtti.
Beraberinde Belediye Başkanı Numan Sezer, Kaymakam Mehmet Yılmaz, Başkan Yardımcısı Melih Alpsar
MHP İskilip İlçe Başkanlığı 12 Eylül’de yapılacak referandum da neden hayır oyu kullanılması gerektiğini anlattı. Şehir parkında 12 Agustas gecesi düzenlenen toplantıya MHP Genel Başkanı Baş Danışmanı Hidayet Vahapoğlu, İlahiyatçı MHP MYK üyesi Pr. Dr. Mustafa Erden, İl Başkanı Hüseyin Esenyel, Merkez İlçe Başkanı Ercan Taştan
Tarih Saat : 29.8.2010 - 12:15
Okuma Sayisi : 180 ____________________ Devamı »
İskilip Hayvan Pazarı mevkiinde meydana gelen traktör kazasında 1 kişi yaralandı. Edinilen bilgilere göre Hüseyin Bodur yönetimindeki traktör kontrolden çıkarak takla attı. Bugün saat 11.00 sularında meydana gelen kazada trafik akışı tek yönden kontrollü bir şekilde sağlandı. Kazada traktör sürücüsü Hüseyin Bodur yaralandı. İskilip Devlet
İskilip Vakıflar Hamamında tadilat çalışmaları başladı. Vakıflar hamamını devir aldığı ilk günden bu güne kadar gerekli titizlik ve hassasiyeti göstererek her sene çeşitli tadilattan geçiren Ahmet ve Fatih Demirtaş işletme yetkilileri müşterilerine daha kaliteli hizmet sunmak
Tarih Saat : 26.8.2010 - 11:5
Okuma Sayisi : 302 ____________________ Devamı »
Abi sen ne boşver singulu biz yazdıklarını okuyoruz.O herşeyin en iyisini bilmiyor
M.Kemal Aktürk
8/25/2010
BİR DAMLA YETER;
Dost ve kardeş ülke Pakistan halkının uğradığı doğal felakete yardım organizasyonlarında bir damla katkıda yardımsever İskilipli hemşerilerimizin olsun diye öneriyorum,şu mübarek günlerde bu kardeş ülke halkının çektiği ızdıraba az fakat can-yürekten katkılarımızla merhem olalım,İlçemizde Kızılay Başkanı değişmediyase Sn.Metin Kalyoncu abimiz idi, Sayın Abim Türk Kızılayı son zamanlarda Türk Halkının duygularına recüman olacak yardımlar yaparak eski olumsuzluklarını unutturmuştur.Lütfen İlçemizde sizin önderliğinizde Pakistan halkına yardım kampanyası başlatırmısınız, Ayrıca bu yazıyı okuyan değerli hemşerilerim lütfen internetten ülkemizdeki holdınglere,STKlara sayılı zenginlere e-posta aracılığıyla yardım çağrısında bulunurmusunuz,bu çağrıda ayrı bir insanlık görevidir.Saygılarımla.
M.Kemal Aktürk
8/20/2010
Singul kardeşim valla yerden göğe kadar haklısınız,ancak burda benim bir kabahatim yok,eski sayfalara bakarsanız aylar önce site yönetiminden rica ettim ya arkadaşlar buraya bir misafir kalemler diye bir köşe ayarlayın,zaman zaman hem sitemize katkı sağlamak isteyen hemşerilerimiz hemde ara sırada olsa yazma eğiliminde olan kardeşlerimiz rahat yazaarlar dedik ama bir türlü böyle bir köşe açılmadı dolayısıyla benim bu hareketime site yönetimi mecbur bıraktı,ayrıca köşe yazarlığı temenniniz için çok teşekkür ederim,böyle bir niyetim yoktur artık meydan gençlerin olsun,bu potansiyel İskilibimizde fazlasıyla vardır.
singul
8/19/2010
www.iskilip.com köşe yazarlığına bir kadro daha açıp ziyaretçi defteri asıl maksadına dönse diyorum...
M.Kemal Aktürk
8/18/2010
Görevimiz gereği Ülkemizin muhtelif yerlerine gittiğimiz oluyor bu gezilerden birisinde köy ilk okulunun camının kırılmış ve kırık camın değiştirilmesi yerine küçük bir yastık tıkaç yapılarak içeri soğuk ve sıcağım girmesi engellenmişti ancak okulun estetik görünümünün birhayli bozulduğunu üzülerek görmüş oldum,konuyu Sn.Öğretmenime sorduğumda İlçe Milli Eğitime yazı yazdım ya cam alıp verecekler yada ödenekten para geldiğinde ben alacağım dedi, tesadüf bu ya birkaç ay sonra aynı köye tekrar gittiğimde üzülerek aynı camın hala kırık olarak durduğunu gördüm ve aklıma hemen bir doktorun aşağıdaki hatırası geldi,önünde saygıyla eğildiğim bu hatırayı sizlerle paylaşmak istiyorum
BİR DOKTORUN HATIRASI
Arabamız su kaynatmasa durmayacaktık o sıcak yaz günü, Balıkesirin Savaştepe ilçesinde. Yola çıkmadan önce arabaya bakım yaptırmış, hararet sorunu olduğunu söylememe rağmen arıza bulamamışlardı. Dağda su kaynattıktan sonra motorun soğumasını bekleyip ancak Savaştepeye kadar gidebilmiştik.
Birlikte yolculuk ettiğim eşim ve kızımın da canı sıkkındı. Günlerden pazardı ve her yer tatildi. Sanayi sitesinde arabaya baktıracak birilerini aradık, bulamadık. Can sıkıntısı ve çaresizlik içinde söylenirken tamirci aradığımızı duyan birileri aracılığıyla tanıştık Hüseyin amcayla.Elinde küçük bir alet çantası vardı. Yardımcı olmak istediğini söyledi.
Motora yaklaştı, sesini dinledi. Kontağı kapatıp tekrar açtı. Hiçbir yere dokunmadan uzun uzun motoru ve çalışmasını izledi. "motorun soğutma sisteminde sorun görmediğinden" söz etti. Bir süre daha bakındı. Sonra
-Buldum galiba
Diye haykırdı.
-Her şey normal görünüyor ve su kaynatıyor ise araba su eksiltiyor demektir. Muhtemelen kalorifer peteği delinmiş, su kaçırıyordur. O takdirde döşemelerin ıslak olmalı. Dedi.
Gerçekten de onca uzmanın çalıştığı servisin bulamadığı sorunu kısa sürede görmüştü. Arabanın kalorifer sistemi su kaçırıyor eksilen soğutma suyu yüzünden araba hararet yapıyordu. Kalorifer sistemini devre dışı bırakıp geçici bile olsa su kaçağını önleyip sorunu çözdü, Hüseyin amca.Teşekkür edip borcumu sordum. Arabanın camındaki tıp armasını gösterdi;
- Doktor musun?
- Evet.
- Bizim hanımın yıllardır geçmeyen ağrıları var. Gelip bakarsan ödeşiriz. Ben de hanıma doktor götürmüş, gönlünü almış olurum. Hem de çayımızı içer soluklanırsınız. Hep beraber, Hüseyin amcanın evine gittik.. Tek katlı bahçeli şirin bir evdi.
Hanımının şikayetlerini dinleyip, muayene ettim. Çoğu yaşlılığa ve menopoza bağlı yakınmaları için tavsiyelerde bulunup iki de ilaç yazdım.. Kadıncağızın yüzü güldü. Teşekkür etti. Çay hazırlamak için izin istedi. Bu arada ilkokul çağındaki kızım boş durmuyor odaları karıştırıyordu. Bir şey kırıp dökmesin diye yanına gittiğimde evin bir odasının duvarlarının kitapla dolu olduğunu gördüm. Şaşkınlığım daha da artmıştı.
Muhabbet ilerleyince, tamirci sığım Hüseyin amcanın gerçekte emekli ilkokul öğretmeni olduğunu 39 yıl devlet hizmetinde Egenin köylerinde çalışıp emekli olduktan sonra Savaştepeye yerleştiğini anlattı. Çocuklarının okuyup büyük şehre gittiğini burada hanımıyla baş başa yaşadığından dem vurdu.
- Neden buraya yerleştin?
- Ben okumayı, yazmayı, hayatı burada öğrendim. Sizler bilmezsiniz, unutuldu gitti. Ben Savaştepe köy enstitüsünün ilk mezunlarındanı m. Hasan Ali Yücel maarif vekili iken ilk köy enstitüsü burada açıldı. Burada öğrendim ben hayatı, bir şeyler öğretmenin nasıl mutluluk verdiğini. Ayrılamadım buralardan.
- Peki bu tamircilik işi nereden çıktı?
- Dedim ya, bilmezsiniz sizler, köy enstitüsü mezunu olmanın ne demek olduğunu? O zamanın okulları sanırsınız. Halbuki orada bu toprağın çocuklarına okuma yazmanın yanı sıra çiftçiliği, hayvancılığı, inşaat yapmayı, yemek yapmayı, bozulanları tamir etmeyi, örgü örmeyi hatta az buçuk hekimlik yapmayı bile öğrettiler. Hayatı öğrendik ve öğretmen olup hayatı öğrettik çocuklara.
- Yani elinizden çok iş geliyor.
- Köy enstitülerinde bilmeyi, öğrenmeyi, düşünmeyi soru sormayı,aklını kullanmayı öğretiyorlardı. Zaten bu yüzden yaşatmadılar ya...
Bu arada çaylar geldi. Çayın yanında ekmek peynir ve zeytinden oluşan kahvaltı da hazırlamıştı Hüseyin amcanın hanımı. Emekli olduktan sonra zeytinciliğe başladığını sofradaki zeytinin de kendi ürünleri olduğundan söz etti.
- Zeytinin hikmetini bilir misin? Meyveleri ile karnımızı doyurmuş, yağını çıkarmışsız. Killerde yakıp aydınlanmışız, odunu ile ısınmışız. Giderek ona benzemişiz.
- Nasıl yani?
- İnsan da doğanın meyvesi değil mi?
Sofradaki zeytin çanağından aldığı zeytini ışığa doğru tutup;
- Doğup büyüdüğünde zeytin tanesi gibi acı, yeşil bir meyve insan. Çoğunu sıkıp yağını çıkarıp posasını da sabun yapıyoruz. Yani heba olup gidiyor. Bir kısmını sofralık ayırıyor, selede tuza yatırıp acı suyunu atmasını buruşup bu hale gelmesini sağlıyoruz. Veya salamura yapıp olduğundan daha şişkin gösterişli hale getiriyoruz. İnsanlara da böyle yapmıyor muyuz? Okullarda okutup okutup hayata hazırladığımızı sanıyor ya şişiriyor ya da buruşturup atıyoruz insanları.
-Sizin köy enstitülerinde yaptığınız da böyle bir şey değil miydi?
Diye soracak oldum. Hanımına baktı gülüştüler.
- Hurma zeytini bilir misin?
- Bilmem. Hiç duymadım.
- Ege8217;nin bazı yerlerinde olur. Ağaç aynı ağaçtır ama her yıl kasım ayı sonu gibi denizden karaya esen rüzgar ile zeytin ağaçlarına bir mantar bulaşır. Bu mantar zeytinin terini giderir, acısını dalında alır. Dalında olgunlaşır zeytinler. Toplığında yemeğe hazırdır anlayacağın. Eeee, Köy Enstitüleri de böyleydi. Dalında olgunlaşan zeytinler gibi insanları oldukları yerde yetiştirmeye, onların bilgilerini de diğer insanlara bulaştırmayı amaçlamıştı. Doğup büyüdüğü ortamda olgunlaştırıyorlardı ,insanı. Hayata hazırlıyorlardı .
Sustuğumu görünce. Hanımından boşalan bardakları doldurmasını rica etti.
-İşte bu yüzden, öğrendiklerimin zekatını vermek, zeytinin terini hatırlatmak için buradayım, doktorcum, unutulsun istemiyorum.
Dedi.
Kitaplığından çıkardığı iki kitabı kızıma hediye etti. Vedalaştık. Arkamızdan bir tas su döküp, uğurladılar.
Dr. Mehmet Uhri
Not 8211; Bu yazı, emekli öğretmen Hüseyin Kocakülah ve Köy Enstitülerine emek verenlerin anısına ithaf olunmuştur.